Ben’ciliz…

    Öğr. Gör. Fatma YİĞİT AÇIKGÖZ
    Akdenizden Haber Genel Yayın Yönetmeni, Akdeniz Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürü
    0

    “Küsmek ve darılmak için bahaneler aramak yerine, sevmek ve sevilmek için çareler arayın.” Ne kadar güzel bir hayat görüşü değil mi? Bir düşünsenize hepimizin bu çok bilinen sözdeki hayat felsefesini düstur edindiğimizi, dünyamız ne kadar da güzelleşirdi.

    Peki, kaçımız bunu kendi yaşantısında uygulayabilecek olgunlukta? Sanırım, her şeyin kolayına kaçan günümüz insanı sevgi ve hoşgörü konusunda da kolayı seçip, sevmek için bahaneler arayacağına en yakınına bile incir çekirdeğini doldurmayacak olaylarda kapıları kapatmayı tercih ediyor. Haz odaklı yaşadığımız ve her şeyin baş döndürücü hızla geliştiği bu yüzyılda kimsenin kimseye tahammülü kalmadı maalesef. Herkes dünyanın merkezine kendisini koymuş ve sanki koca dünya kendi etrafında dönüyormuş havasında ya da en azından kendileri öyle görmek istiyor.

    Peki ne zaman ve neden böyle olduk? Hayatını insanların hizmetine adayan sevgi, şefkat ve hoşgörü timsali Mevlanaların, Yunusların torunları nasıl bu kadar bencil insanlara dönüşebildi? Ne zaman karıncayı incitmekten çekinen insanımız gönülleri kırıp geçirmekten imtina etmez hale geldi. 

    Tabi ki bir gecede bu kadar “ben” merkezli olmadık, bir sürü nedeni var bu kadar bencil olmamızın. Özellikle, birkaç kişisel gelişim kitabı okuyarak kendini, kişisel gelişim uzmanı, yaşam koçu vb. olarak adlandıran kişilerin, ‘Sen değerlisin’le başlayıp ‘Sen en değerlisin’le devam eden telkinlerinden çıkardığımız ‘Tek değerli benim’ sonucunun katkısı çok büyük olmalı ben merkeziyetçiliğimizde.

    Tabi durum o kadar da basit değil aslında. Bütün bu olanların arka planında yatan en önemli neden belki de, küresel sistemin insanlara dayatmak istediği tüketim kültürünü, medyanın sınır tanımaz gücünü de arkasına alarak insanımıza empoze etmesi geliyor. Bize dayatılan tüketim kültürü ile sürekli tüketen ve bu eğilimle hedonizmin kölesi olan en kötüsü de bunun farkına bile varmayan duygusuz, doyumsuz, tahammülsüz bireyler haline geldik. Artık hepimizin tek önceliği var; küresel sistemin bizi daha kolay kontrol edebilmek için ailemizden, arkadaşlarımızdan, diğer insanlardan ve çevremizden soyutlayarak yüceltip beslediği benlik duygusu. İşte bu “biricik, tek, en önemli, en akıllı, en güzel, en başarılı vb.” olan “BEN’i engellemeye çalışan, onun iyiliği için çabalamayan, onu yüceltmeyen, önünde eğilmeyen hiçbir şeye tahammülümüz yok.

    Yüzyılımızda zaman çok hızlı akıyor. Bu hız çağında yapacak o kadar çok işimiz varken egomuzun daha çok haz duyabileceği eylemlerden bizi alıkoyan annemize, babamıza, çocuğumuza bile tahammülümüz yokken, ‘Diğer insanlar da kim oluyor? Herkes haddini bilmeli ve benim mutluluğum için çalışmalı, çünkü en değerli benim.’ Tüm dünya telaşından iki dakika sıyrılıp kendi içimize yönelip, bilinçaltımızın kısık ama buyurgan sesine kulak verebilirsek çok derinlerde yankılanan ben, ben, ben fısıltılarını duyabiliriz. Bize, yaradılışımızın bir parçası olan insani duygularımızı rafa kaldırtan ve her şeye karşı tahammülsüz yapan sanırım o fısıltının ta kendisi. Herkesin mükemmel olduğunu düşündüğü ve kusuru hep karşı tarafta aradığı “ben” çağında sanırım en zor olan, kişinin bu fısıltıya kulak verebilmesi, kendisiyle yüzleşebilmesi ve kimsenin kusursuz olamayacağını kabul etmesi. Bu zor olanı başardıktan sonra, herkese sevgi, saygı ve hoşgörü ile yaklaşmak, her olayı ve bireyi kendi koşulları özelinde değerlendirmek, hem kendimiz hem de yaşamı paylaştığımız kişiler adına hayatı daha yaşanılır ve anlamlı kılacaktır.

    Belki de bizleri gerçekte; “özel, değerli, saygıdeğer vb” yapacak nitelikler bencillikten uzaklaşıp, herkesin bu evrende eşit olduğunu kabul edip, kendimize nasıl davranılmasını istiyorsak herkese o doğrultuda davranmamızdan geçiyordur.

    Tahammülünüz bol, sevginiz sınırsız olsun…

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here