15 Aralık 2019, Pazar

İnsan Tüketim Canavarına Dönüşmemeli

Şırnak Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. İbrahim Baz, Antalya Mevlevîhânesi İrfan Meclisi’ndeki söyleşisinde, tasavvuftaki “bir lokma, bir hırka” anlayışının yanlış yorumlandığını ve kötüye kullanıldığını söyledi. “Bir lokma, bir hırka” anlayışının esasında üretimle değil, tüketimle ilgili bir ilke olduğunu vurgulayan Baz, “tasavvuf insanlara “çalışmayın, üretmeyin, tembellik edin, miskin miskin oturun” demiyor ki! Aksine her daim çalışın, üretin; ama tüketim canavarı olmayın, ihtiyacınız kadarını tüketin, fazlasını ihtiyaç sahiplerine verin” diyor. Yani insanın yiyeceği, en fazla birkaç lokmadır; giyeceği de bir kat elbiseden ibarettir. Nefs doyumsuz olduğu için onun ihtiyacı kadarıyla yetinmeli ve fazla malı canımızı acıtacak şekilde verebilmeliyiz” dedi.

Zaman, Mekân ve İnsan Tasavvuru

Bir medeniyetin ayakta kalabilmesi için zaman bilinci, mekân tasarımı ve insan tasavvurundan oluşan üç temel unsur bulunduğunu belirten Doç. Dr. İbrahim Baz, İslâm medeniyetinin temelinde de bu üç unsurun hakim olduğunu hatırlattı. Tasavvuftaki ibnü’l-vakt kavramının, içinde bulunulan ânın gereğini yerine getirmek ve başka bir şeyle meşgul olmama bilincini yerleştirdiğini ifade eden Baz, tekkelerin tasavvuf ve ihsan ahlâkının öğretildiği mektepler olduğunu dile getirerek sözlerini şöyle sürdürdü: “İçinde bulunduğumuz Antalya Mevlevîhânesi gibi mekânlar, varlıklar ve olaylar karşısında insanın derviş duruşunu kazanma yerleridir. Tekkeler, Yüce Allah’ı her an görüyormuş gibi davranma bilincinin kazanıldığı ortamlardır. Mekân olmadan medeniyet olmaz. Medeniyet ise şehirlidir. Öyleyse şehrin imarı, bu gibi mekânlarda inşa edilen medeniyet tasavvuruyla gerçekleşir. İlim geleneğimizin öncü kuruluşları olan medreselerde nesilden nesile bilgi ve ilim aktarılır. Tekkelerde ise irfan ve mârifet, yani duygu, zarafet ve sanat aktarılır. Bu da görerek aktarım suretiyle insan görgüsünü geliştirmek biçiminde gerçekleşir. Bilgiyi davranışlarına yansıtmadan malumat aktarana bilgiç denir. Ama bilgiyi hâl edinerek bütün tutum ve davranışlarıyla tecrübe edinen ve bu tecrübelerini yeni nesle aktaran kimseye ise bilge denir. İşte tasavvufî tecrübenin aktarım alanı olan tekkeler, Ahmed-i Yesevî gibi, Hacı Bektaş-ı Velî, Yunus Emre ve Hz. Mevlânâ gibi bilge şahsiyetlerin tecrübe ve ahlâkının görerek aktarıldığı çok önemli bilinçlenme mekânlarıdır. Tıpkı Peygamber Efendimiz’in ashâb-ı suffe ile ve diğer sahabesiyle hemhal oldukları gibi, bu mekânlar da insanlara sohbet yöntemiyle sahâbe mayasının çalındığı yerlerdir. Dizler gibi gönüllerin de büküldüğü, gönülden gönüle sohbetlerin gerçekleştiği mekânlardır.”

Dinlemeyi Bilmek

İnsanın kemâl yolculuğunda bilgi ve görgü elde etmek için ilk ve en önemli adımın dinlemek olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. İbrahim Baz, bu sebeple Hz. Mevlânâ’nın Mesnevî’sine “dinle neyden” diyerek başladığını hatırlattı. Dinlemek için de önce susmak gerektiğine vurgu yapan Baz, sükûtun, diyecek bir şeyi olmamak manasına gelmediğini; aksine söyleyecek sözü varken susup dinlemenin çok daha değerli olduğunu ifade etti. Yine dinlemenin duymaktan ibaret olmadığını, bunun yanında kulak vermek de gerektiğini dile getiren Baz, görerek ve tecrübe yoluyla hal transferi ve davranış aktarımının gerçekleşeceğini ve terbiye edilen nefsin çirkin huylardan kurtularak güzel ahlâkla donanacağını belirtti.

Bugüne kadar sekiz kitap ve çok sayıda bilimsel çalışmaya imza atan Doç. Dr. İbrahim Baz, söyleşisinin sonunda en son yayınladığı Sûfi ve Mem ü Zin adlı kitaplarını Akdeniz Üniversitesi Tasavvuf Araştırmaları Merkezi Müdürü Prof. Dr. Ahmet Ögke’ye takdim ederken Antalya Mevlevîhânesi İrfan Meclisi etkinliklerine destek veren başta Antalya Valiliği ve Konya Büyükşehir Belediyesi olmak üzere bütün kurum ve gönüldaşlara teşekkür etti.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

EN ÇOK OKUNANLAR