18 Ocak 2020, Cumartesi

Köprü Olmak

Bir İnsan Köprü Kurar
Bin İnsan Geçer

İstanbul’da
Boğazın iki yanını
Üç su üstünden
Bir su altından köprü kurarsınız da
İstanbul’a bu yetmez.

Önce temas, sonra bağ kurulur. Bağın adıdır köprü.

Köprü iki farklı nesneyi, kıyıyı, insanı, düşünceyi, duyguyu, dünyayı birbirine yakın kılar, birbirinin kılar. Karşılıklı enerji alışverişi, dayanışma yaratır. Başkaları için aşılmaz olanı, mümkün kılar, kolaylaştırır.

Köprünün varlığını devam ettirebilmesi temasın ve bağın varlığına ve gücüne bağlıdır. Güçlü bağlar, güçlü temaslarla kurulurken, çabuk yıkılan köprülerde sebep aradaki bağın yeteri kadar güçlü olmamasındandır.

Köprüler de canlıdır, insanlar gibi, fikirler gibi, can taşıyan her şey gibi. Canlılıklarını birbirine bağladıklarından ve tarafların aralarındaki bağın canlılığından alırlar.

Köprü; ilişkidir. Taraflarını bu ilişkinin içinde tutar ve her ilişki gibi, canlılığın sürmesi taraflar arasındaki bağın canlılığına ve bu bağın canlı tutulma isteği ve sorumluluğuna bağlıdır.

Köprüler her zaman fiziksel değildir. Duygusal, mental, akıl ile kurulanları da vardır. Hava yolları, kara, deniz, demir yolları, telefon, internet, televizyon, kitap, sinema, tiyatro, resim, heykel, fotoğraflar, videolar,  anılar, öyküler, şiirler, romanlar hepsi köprüdür. İki insanı, iki toplumu, iki canlıyı, iki yakayı, geçmişi geleceği birbirine bağlar. Bazen gönülden gönüle kurulurlar, bazen akıldan akıla. Bazen herkes birbiriyle, bazen biri herkesle kurar bu bağı, bu köprüyü.

Bağ koparsa köprü de bazen yavaş yavaş, bazen de birden yıkılır. Bu bağ ilişkinin ruhudur.  Ruh ölürse, köprü yalnızlığa, yıkılmışlığa terk edilir. Ruh ölmeden, köprü yıkılmaz. Diğer taraftan, köprüler bir ya da iki tarafın çıkarları üstüne kuruluyorsa, birinin çıkarı bitince o köprü kendiliğinden yıkılacaktır.

“Sevdim seni bir kere, başkasını sevemem. Deli diyorlar bana, desinler değişemem”  dizelerinde gönülden gönüle kurulan köprünün şarkılaşmış formunu duyarız.

Yıkılmış bir köprünün ardında köprünün yıkılmayan kısmının yaşadığı acı ayakta kalacaktır.

“Sen gittin ya, yaşantımın bir anlamı kalmadı, Sen gittin ya, pencereme bir kez güneş doğmadı, …Özledim, teninin kokusunu özledim, Özledim, sımsıcak nefesini özledim, …” derken ki özlemek, kurulan gönül köprüsündeki tarafların uzun zamandır fiziksel, mental, duygusal anlamda temas kuramamalarını tarif eder.

İllaki köprünün iki tarafı olması gerekir mi? Bu zor bir sorudur. Taraflardan biri istemezse, vaz geçerse veya artık yok olursa, köprü yok olur mu? Anılarda kalan, yüreklerde taşınan, düşsel dünyada köprü olmaz mı? Köprünün tamamen yok olması, iki tarafın bunu tamamen istemesiyle mümkündür. Anılar kaldıkça köprünün enkazı kurulduğu yerde olmaya devam edecektir.

Söz söyleyenle dinleyen arasındaki yolsa, göz göze gelmek bir temas, gülmek bir bağdır. Daha anne karnındayken bağ kurarız bir başkasıyla. Doğduğumuzda bağ kurduklarımız da çoğalır. Büyümek bireyin etrafındaki canlısı, cansızı dahil tüm dünya ile temas kurması, bağ kurmasıdır.

Çiçeği koklamak çiçekle iletişim kurmaktır. Kurulan her bağ bireyi hayata bağladığı gibi, bağ kurduklarına karşı sorumluluğunu da arttırır. Aynen Küçük Prens kitabında evcilleştirmenin “binlerce benzeri içerisinden bir teki ayırt etmektir, karşılıklı bağ kurmaktır, birinin sorumluluğunu almaktır” şeklinde yapılan tanımı gibi.

En bilinen köprü sırat köprüsüdür. Hangi iki kıyı arasında kurulduğu belli değildir. Ama geçebiliyorsanız yolunuz mutlak cennete varacaktır. Ben ise Sıratı yaşadığımız hayat olarak anlıyorum. Sırat doğru yoldur. Yolda olursanız sorun yok, yolculuğunuz devam eder. Yoldan çıkarsanız Sırattan da düşersiniz.

İki insan arasındaki arkadaşlık, dostluk, komşuluk, evlilik, duygusal ilişki açılır kapanır iki kanatlı köprüdür. Her ikisi de açıksa köprü yoktur. Her ikisi de kapalı ise bağ karşılıklıdır.

Bir insan hangi gerekçe ile olursa olsun birine bir el uzattığında ve bu el karşı taraftan tutulduğunda köprünün iki kanadı da kapanmış olur.

Hayatta en zor olan köprü olabilmektir. Köprü olma rolünü hayat boyu taşıyabilmektir.

Sadece kendi yolculuğu için köprü kuranlar, sadece kendilerini ısıtmak için soba yakanlardan farksızdır. Köprü herkesin yürümesi, bir engeli aşması için kurulandır.

Başkaları için köprü olabilmemiz dileğiyle.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Prof. Dr. Faik ARDAHAN
Prof. Dr. Faik ARDAHAN
Akdeniz Üniversitesi Korkuteli Meslek Yüksekokulu Müdürü