Oğlum, İhtiyarlık Bu…*

    Prof. Dr. Murad ÇANAKCI
    Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarım Makineleri ve Teknolojileri Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi
    0

    Çok değil, yaklaşık 20 yıl önce, bir milenyumdan çıkıp diğerine girmeye çalıştığımız yıllar.

    Antalya’nın toplu taşımacılığında, birçok şarkıya ve Yeşilçam filmine konu olmuş dolmuşların sözünün geçtiği yıllar.

    Dolmuş hat ücretlerinin sürekli prim yaptığı, altın değerinde olduğu yıllar.

    Henüz ana arterlerin bu kadar açık olmadığı, alt geçit, köprülü kavşak vb. konularının kamuoyunun gündeminde yeterince yer almadığı yıllar.

    Dolmuşçuların istediği sokaklarda ağır ağır, istediği caddelerde hızlı araç kullanmayı kendine hak gördüğü yıllar.

    Yolcuların da istediği yerde bir el hareketi ile araca binmeyi, “müsait bir yerde” demeyi yeterli görerek, istediği yerde inmeyi kendine hak gördüğü yıllar. Bu ve benzeri nedenlerle yolcu ile şoför tartışmalarının olağan karşılandığı yıllar.

    Dolmuş şoförlerinin araç kullanırken aynı zamanda da hat üzerinde gideceği sonraki durakları gösteren tabelaları eliyle değiştirdiği yıllar.

    Bu arada yolcuları aynadan takip edip, ücretini ödemeyeni tespit etti ise sesli bir şekilde “Var mı? Ücretini ödeyemeyen” diye nazikçe uyardığı yıllar.

    Diğer şehirlerimizdeki iddialı renklerle boyalı dolmuşlara inat, mütevazi sayılabilecek krem renkli dolmuşların Antalya cadde ve sokaklarında hareket ettiği yıllar.

    Bu yıllarda toplu taşımanın kilit noktalarından biri, bir çok noktaya aktarma yapmadan ulaşım imkânı veren bir durak; Çallı Durağı.

    Şehir merkezi deniz tarafından gelen dolmuşların duraktan hemen sonra yer alan kavşaktan kuzey, doğu ve batı bölgelerine dağıldıkları nokta.

    Çok da geniş olmayan bölünmüş bir caddenin her iki tarafında, yoğun saatlerde aynı anda onlarca dolmuşun yolcu indirmeye ve bindirmeye çalıştıkları bir nokta.

    Bu arada şehir içi araç ve yaya trafiğinin devam ettiği, cadde üzerindeki esnafın da müşterilerine hizmet vermeye çalıştığı bir nokta.

    Sürekli kalabalık, kargaşa, gürültü ve yoğunluğun yaşandığı, şehirlerdeki hızlı yaşamın fotoğrafı için görülmeye değer bir nokta.

    Yine bir yaz günü, öğleden sonra Dokuma semti tarafından gelen dolmuş, birçok dolmuşla birlikte hızla Çallı durağına girer. Durakta bekleyen kalabalık içinden yaşlı bir amca da ağır adımlarla dolmuşa biner. Omuzları düşük, başı biraz öne eğik, hafif beyaz sakallı, orta boylu, zayıf görünümlü, başında takkesiyle yılların yorgunluğu amcanın her halinden okunmaktadır. Koltuklarda boş yer yoktur, amca kapının sağ tarafında boş bulunan, sonradan yerleştirilmiş küçük bir tabure benzeri yere sessizce oturur. Nemli, sıcak ve bunaltıcı Antalya havasında zaten klima da bulunmayan dolmuşta dışarıdaki gürültü ile içerdeki sesler birbirine karışmaktadır. O, hengâmenin aksine kendi dünyasındadır. Otuz beş kırk yaşlarında gösteren şoförün sağ çapraz tarafından ücretini uzatır. Telaşla ücretleri almaya, öndeki ve arkadaki dolmuşları takip etmeye çalışan şoför, amcaya nereye gideceğini sorar. Amca gideceği yeri söyleyince ücretin eksik olduğunu belirtir. Amca biraz daha ilave eder ve bozuk para olarak üstünü alır. Hesabını tam yapamamış olsa gerek amca tekrar sorar “Ücret kaç liraydı oğlum”. Şoför cevap verir. Ancak kalabalık ve gürültüde tam anlaşılmaz, tekrar sormak zorunda kalır. Şoför bu kez tahammülsüz bir şekilde sesini yükseltip yüzünü de buruşturarak “Eee amca tamam artık” der. Amca bu kez duyar. Kısa bir sessizlikten sonra, birçok seminere ve kitaba bedel o cümleleri alçak bir sesle sarf eder.

    “Oğlum,

    İhtiyarlık bu,

    Seni de yorar,

    Beni de…” der

    ve yine sessizliğine dalar.

    Şoförün amcayı duyup duymadığı bilinmez ama…

    O, dolmuşu çoktan Şarampol caddesine doğru hareket ettirmiş, bir sonraki durak için tabelaları değiştirmeye başlamıştır bile, sanki hep aynı yaşta kalacakmışçasına…

    * 18-24 Mart Yaşlılara Saygı Haftası nedeniyle değerli büyüklerimize ithaf olunur.

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here