Ruh sağlığımız yerinde mi?

Öğr. Gör. Fatma YİĞİT AÇIKGÖZ
Akdenizden Haber Genel Yayın Yönetmeni, Akdeniz Üniversitesi Basın ve Halkla İlişkiler Şube Müdürü
0

Herkesin tabi ki yerinde dediğine eminim. Ancak, ne kadar biz kabul etmesek de Şizofreni Dernekleri Federasyonu yayınladığı son araştırma ile çoğumuzun ruh sağlığının yerinde olmadığını söylüyor.  Araştırmaya göre toplumda ruhsal hastalık görülme sıklığı binde 5 oranında. Yani araştırma her 200 kişiden birinin ruhsal sıkıntı yaşadığını söylüyor. Araştırmadaki diğer önemli bir noktada kadınların erkeklere oranla daha çok ruhsal sıkıntı yaşadığına dair. Uzmanlar buna sebep olarak da toplumsal baskıyı gösteriyor. Haksızlar mı? Naçizane fikrimce değiller.

Peki neden erkeklere oranla kadınlar psikolojik sorun yaşamaya daha meyilli. Psikolojik sıkıntısı olan birisine hep denir ya çocukluğunuza inmemiz lazım. İşte kadınlarla ilgili bu verilerin nedenini anlayabilmek için de bakmamız gereken ilk yer çocukluğumuz ve çocukluğumuzdan itibaren kadınlara yüklenen misyonlar sanırım. O misyonlar ki hayatımıza karabasan gibi giren ve evde, işte, sosyal hayatta yani hayatımızın her alanında gölge gibi bizi takip eden ve toplumca bize empoze edilen sözde ‘kadın’ olmanın gereklilikleridir.

Çocukluğumuzdan itibaren gerek ailemizin gerekse çevremizin kadın olmanın gerektirdiği sorumluluklarla ile ilgili yaptığı kodlamalar ilerleyen yaşlarda ne kadar eğitimli ya da ne kadar ileri görüşlü olduğumuzu iddia edersek edelim hayatımızın içerisinde var olmakta ve maalesef her davranışımızı şekillendirmekte.

Maalesef çoğu kadın, küçük yaşlardan itibaren yaşadığı olaylar neticesinde toplum tarafından kendisine sunulan ve olması istenilen modele yöneltiliyor. Ve bu model de kadınları ataerkil toplumların genel kabulüne uygun yaşam şekline dönüşmeye zorluyor. Bilinçli ya da bilinçsiz toplumun kadına yüklediği rollerle ilgili kendimden küçük bir örnek vereyim. İlkokul üçüncü sınıftayım ve sınıf başkanlığına adayım. Sınıfın 4/3 oyu ile başkan seçilmişim. Geri kalan oyu alan erkek bir arkadaşımızda başkan yardımcısı oldu. Ve tabi ki özgün fikirleri, bilgi birikimi ve zengin dünya görüşü ile bize örnek olacak öğretmenimiz ne yaptı. Fatmacığım sen kız başına yapamazsın Ahmet başkan olsun sen onun yardımcısı olursun!!! Belki o yaşa kadar defalarca karşılaşmıştım sen kızsın ‘yapmalısın’ ya da ‘yapamazsın’lara ama en bariz aklımda kalan ve hatırladıkça hala dişlerimi sıkmama sebep olan olay bu maalesef.  9 yaşında bir kız çocuğu olarak bana öğretilen ve kodlatılan şey “kız başına” yapamamak!  O kadar şanslıyım ki ilerleyen zamanlarda bu hiçbir zaman benim için olumsuz bir kodlama olmadı, aksine istenince yapabilmenin kadın ya da erkek olmakla alakası olmadığını anlamamı sağladı.

Günümüzde en iyi eğitimi almış, ekonomik özgürlüğünü kazanmış kadınlar bile bu kodlamalarla büyüdükleri için bilinçli ya da bilinçsiz olarak davranışlarını bu çerçevede şekillendiriyor. Anne, eş, iş kadını, dost, arkadaş, evlat gibi birçok sıfatı layığı ile yerine getirmeye çalışan ve bu çaba içinde fiziksel anlamda oldukça yoğun olan kadının omuzlarına binen zihinsel yükün maalesef kimse farkında bile değil. İşte kadının bile zaman zaman farkına varamadığı bu zihinsel yük, kadını psikolojik sorunlara sürükleyen en büyük etken belki de. Bu yorgunluklara biraz da kadın olmanın verdiği duygusal hassasiyet eklenince Şizofreni Dernekleri Federasyonu yayınladığı araştırma sonuçlarının da nedenleri az çok anlaşılıyor sanırım. Bu şartlara rağmen geçmişten günümüze farklı coğrafyalarda da örneklerini defalarca gördüğümüz güçlü kadın örnekleri yok mu? Elbette çok. Siyasetten, sanata, bilimden spora her alanda büyük başarılara imza atmış kadınlar var olmuştur ve olmaya devam edecektir. Başarının kadını erkeği olmalı mı? Bence hayır…

Olması gereken asıl şey, toplum içinde güzel bir denge ve ahengi yakalamak. Bu ahengi yakalamanın yolu da kadının toplum içindeki yerinin doğru konumlandırmasından geçiyor.  Bu dengenin sağlanması için ise kadının ruhsal sıkıntılardan uzak ve huzurlu olması aşikar. Ancak o zaman toplumun genel huzurunun tahsisi ve sürdürülebilirliği mümkün olabilir. Çünkü mutlu bir kadın mutlu bir anne, mutlu çocuklar ve başarılı bir gelecek demektir. Mustafa Kemal Atatürk’ün de dediği gibi “Yeryüzünde gördüğümüz her şey, kadının eseridir.”  İşte ruhsal yönden ne kadar güçlü ve sağlıklı kadınlarımız olursa toplumumuzda o kadar güçlü ve müreffeh olacaktır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here