4 Haziran 2020, Perşembe

Selva Gülüyor, Yüreğim Ağlıyor…

Sıradan akşamlardan biriydi. Tüm aile bireyleri eve dönmüş, akşam yemeği yenmek üzereydi. Sofrayı hazırlarken birden gözlerim ekrandaki habere takıldı; İdlibli baba çocuğunun patlama seslerinden korkmaması için her patlama anında kahkahalarla gülerek o korkunç anı çocuk için eğlenceli bir oyuna dönüştürmüş, yavrusu da bu oyunu çok sevmiş… Minik Selva o cıvıl cıvıl sesiyle gülerek zalim dış etkenlere karşı aklını, bedenini, ruhunu âdeta koruma altına almış. Gülüşü zırhı olmuş… Bu çok acı durum içime işledi. Selva, bebeklikten daha yeni çıkmış küçücük bir çocuk… Benim küçük kızım kadar, diye düşündüm… Hemen kızımı aradı gözlerim. Çok sevdiği şekerlerin bulunduğu mutfak dolabının üst rafına ulaşabileceği yerde, babasının omuzlarında oturmuş: “Baba,  gezdir beni,” – diyordu. Birden o anın ne kadar huzur dolu olduğunu düşünüp şükrettim. Ülkemizde savaş olmadığı için şükrettim. Barış içinde yaşamanın ne kadar büyük lütuf olduğunu düşündüm ve bunu daha önce bu denli derinden düşünmediğim için kendimi suçlar gibi oldum… Suçladım da… Aslında sahip olduklarımızın bizim için değerini geç kalmadan, onları yitirmeden anlamanın ne kadar önemli olduğunu düşündüm. Yitirmeden… İçimi korku kapladı… Endişelendim… Ürperdim… Mutluluğu yitirmeden… Huzuru yitirmeden… Savaşta mutluluk ve huzur yitirilir… Savaş, merhametsizliktir, acımasızlıktır, bencilliktir, doyumsuzluktur, açgözlülüktür… Savaş bunalımdır, gerginliktir… Savaş eziyettir, zulümdür… Savaş açlık, esaret ve yoğun bir ruhsal gerilimdir… Savaşta mutluluk ve huzurla birlikte insana mutluluk ve huzur veren duygular ve faaliyetler de yitirilir… Çocuk oyunları yitirilir… Gözlerim tekrar küçük kızımı aradı. “Niloya bebek senin olsun, Pepe benim, hadi evcilik oynayalım”, diye ablasını çekiştiriyordu… Oyun, çocuklar için mutluluktur… Savaşta sürekli korku ve panik vardır… Bu durumda çocukların oyun oynaması olanaksızdır… Ya da çocuklar savaş ortamına uygun oyunlar oynamak zorunda kalır… Tıpkı Selva gibi… Savaşlar olmasın. Savaşlar olmasın ki, çocuklar oyun oynasın. Gerçeklerden kaçmadan oynasın… Gerçekten gülerek oynasın… Ama İdlib’de bombalar patlıyor… Her patlama sesinde Selva gülüyor… Onun minik kalbi, bedeni, uzuvları o patlama sesini gülünç, komik buluyor olamaz… Onun gülüşü, babasının hislerini seziştir… Kabulleniştir… Bu çaresizliktir… Çıkmazdır… Onu oradan çekip çıkaracak bir mucizeyi bekleyiştir… O gülüş bir feryattır… O gülüş, “beni kurtarın” çığlığıdır… Aklımdan ne zaman silineceğini bilmediğim bu baba kızın zalimler yüzünden düştüğü içler acısı, bir o kadar da masum boynu büküklüğü düşünürken dudaklarımdan bu mısralar dökülüverdi…

Bombalar patlıyor; Selva gülüyor,

Selva güldükçe baba Muhammed Abdullah’ın acısı artıyor.

Silah sesi duyuluyor; Selva gülüyor,

Selva güldükçe İdlib kana bulanıyor,

Savaş uçakları uçuyor; Selva gülüyor,

Selva güldükçe masumlar ölüyor.

Sağlık kuruluşları, okullar, camiler vuruluyor; Selva gülüyor,

Selva güldükçe ahali perişan oluyor.

İnsanlara ateş ediliyor; Selva gülüyor,

Selva güldükçe yavrular kimsesiz kalıyor.

Rejim, sivilleri katlediyor; Selva gülüyor,

Selva bilmesin diye babası acıyı gülerek yaşıyor.

Savaş sürüyor; Selva gülüyor,

Selva gülerek feryat ediyor,

Düşmanlar saldırıyor; Selva gülüyor;

Onun beklediği Türk komandolar geliyor…

Selva gerçekten gülüyor…

Vatanımızda, dünyamızda savaş olmasın. Savaşsız dünya dileğiyle.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu giriniz!
Lütfen isminizi buraya giriniz

Dr. Öğr. Üyesi Lazzat URAKOVA YANÇ
Dr. Öğr. Üyesi Lazzat URAKOVA YANÇ
Akdeniz Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi