Unutmayalım ki doğanın bize değil, bizim doğaya ihtiyacımız var…

    Doç. Dr. Betül ÜNAL
    Akdeniz Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi ve Sıfır Atık Topluluğu Akademik Danışmanı
    0

    Dünya nüfusundaki hızlı artış, şehirleşme ve baş döndürücü teknolojik gelişmeler yaşam standartlarında ve tüketim alışkanlıklarında da farklılaşmaya sebep olmuştur. Bu etkileşimin en büyük sonucu da atık miktarının artışı olarak görülmektedir. Bu değişim başta doğal kaynakların tükenmesi, iklim değişikliği, hava, su ve toprak kirliliği olmak üzere maalesef birçok soruna neden olarak tüm canlıları tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır.

    Yapılan araştırmalar, artık göllerimizin, denizlerimizin ve okyanuslarımızın daha fazla atığı kaldırabilecek durumda olmadığını açıkça göstermektedir.  Hepimizin de gözlemleyebileceği gibi deniz ekosistemi her geçen gün daha fazla bozulmaktadır. Bilim insanlarının yapmış olduğu araştırmalara göre özellikle tek kullanımlık plastikler olmak üzere her yıl denizlere yaklaşık 12 milyon ton plastik karışmaktadır. Bu plastiklerin yüzde 80’i ise direkt olarak karadan denize ulaşmaktadır. Bu atıklar nedeniyle birçok canlı hayatını kaybetmekte olup yakın bir zamanda hamile bir balinanın midesinden 23 kg atığın çıkmış olması ne kadar acıdır. Bu acı bilançolar da gösteriyor ki plastik kullanımı ve atık yönetimi ile ilgili durup tekrar düşünmeye ihtiyacımız var!

    Belki düşününce aklımıza “Peki bu atıklardan nasıl kurtulabiliriz. Bu atıklar toplanıp geri dönüşüme giriyor mu?” gibi sorular gelebilir.  Evet bir kısmı dönüştürülmektedir ancak bu oran sadece yüzde 9 gibi küçük bir rakama tekabül etmektedir.

    Diğer taraftan plastik atıkların sağlık açısından taşıdığı riskler ise oldukça büyüktür. Ne yazık ki çoğumuz bu risklerin farkında bile değiliz. Bu tehlikelerin en dikkat çekici örneklerine bakacak olursak; kullandığımız yüz yıkama jelleri, diş macunları, her türlü kişisel bakım ve kozmetik ürünlerinin içeriğindeki mikro tanecik plastik parçacıklarıdır. Ne yazık ki bu plastikler atık su arıtma tesislerinde filtrelenemeyecek kadar küçüktürler. Bu yüzden sudan arındırılamamakta, içme suyumuzu ve denizlerimizi kirleterek sağlımızı tehdit etmektedirler.

    Bilim insanları 10 farklı plastik türü tanımlamış ve bunlardan dokuzunun insan bağırsağında varlığını göstermişlerdir. Yapılan sınırlı sayıda çalışma gösteriyor ki; su ve gıdalar vasıtasıyla insan vücuduna giren mikroplastikler vücutta bağırsak florasını tehdit ederek inflamatuar bağırsak hastalıkları, kolon kanseri gibi sindirim sistemi hastalıklarının sıklığında artışa sebep olmaktadırlar. Ayrıca mikroplastikler karaciğer problemleri, cilt irritasyonu, hızlı yaşlanma, diyabet, astım gibi solunum sistemi hastalıkları, kalp damar hastalıkları, kısırlık gibi üreme ile ilgili problemlere de yol açmaktadırlar. Araştırmaların da desteklediği gibi aslında hem doğayı hem de kendi sağlığımızı tehdit eden unsurların çoğu gözlerimizin önünde ve maalesef birçoğu da kendi tercihlerimiz sonucunda gerçekleşmektedir.

    Hayatımızı devam ettirebilmek için yaşam kaynağımız ve vazgeçilmezimiz olan, dinlendiğimiz, güzel anılar biriktirdiğimiz, nefes alıp mutlu olduğumuz yer; doğamız… İnsan kendisine soruyor: Bize sonsuz nimetler sunan, bizleri mutlu eden böylesine muhteşem bir doğayı neden kirletiyoruz?  Doğayı biz kirlettiğimize göre bunu düzeltmeye de önce kendimizden başlamalıyız!

    İşte tam da bu noktada Cumhurbaşkanlığımız himayelerinde gerçekleştirilen, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından yürütülen Sıfır Atık Projesi’ni iyi anlamak ve uygulamak oldukça önem arz etmektedir. İnsan merkezli anlayışla yola çıkılan Sıfır Atık Projesi; israfın önlenmesini, kaynakların daha verimli kullanılmasını, atık oluşum sebeplerinin gözden geçirilerek atık oluşumunun engellenmesini veya minimize edilmesini, atığın oluşması durumunda ise kaynağında ayrıştırılarak geri kazanımının sağlanmasını kapsayan atık yönetim felsefesine sahip bir projedir.

    Ne mutlu ki; üniversitemizde hem yönetimsel olarak proje kapsamında çalışmalar yürütülmekte hem de “Sıfır Atık Topluluğu” çatısı altında, çevre duyarlılığı yüksek, “Sıfır Atık” bilincine sahip ve dünyamızı gelecek nesillerin emaneti olarak gören gençlerimiz tarafından sosyal faaliyetler gerçekleştirilmektedir.

    Bizlerin görevi ise öncelikle “Sıfır Atık” felsefesini iyi anlamak, anlatmak, uygulamaya çalışmak, bu konudaki farkındalığı arttırarak temiz bir çevre kültürünün oluşmasına katkı sağlamak ve gönüllülere destek olmaktır. Kendimiz için, çocuklarımız için, insanlığımız için… Gelecek nesillerimiz için… Geç kaldığımız adımları bir an önce atmamız şart!

    CEVAP VER

    Please enter your comment!
    Please enter your name here