Antalya Mevlevîhânesi İrfan Meclisi’nin bu haftaki konuğu olan Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi öğretim üyesi Prof. Dr. Orhan Çeker, Peygamber Efendimiz’in söz, fiil ve kabullerinden oluşan hadisleri ve sünneti reddetme hareketinin arka plânını anlattı.

Sünneti reddetme hareketinin arka plânında yatan ana sebebin, İslâm dinini bozma ve tahrif etme çabası olduğuna dikkat çekerek konuşmasına başlayan Çeker, “Bunlara “siz hadisleri ve sünneti reddederken bunu İslâm’ı bozmak için mi yapıyorsunuz?” diye sorsak, kesin bir dille bunu reddederler ve “biz ıslah edicileriz” derler” dedi. Sünneti reddedenlerin iki grupta toplandığını belirten Çeker, bunlardan birinin ne yaptıklarının farkında olmayan gafiller grubu, diğerinin ise ne yaptıklarını ve ne yapacaklarını çok iyi bilen hainler güruhu olduğunu açıkladı. Bu ikinci grubun da Batılı müsteşrikler, oryantalistler ve onların İslâm dünyasındaki yerli işbirlikçilerinden oluştuğunu dile getiren Çeker, bunların piyasada, özellikle de medyada pohpohlanan modernistler, postmodernistler, tarihselciler ve benzerlerinden oluştuğunu söyledi.

Geçmiş ümmetlere peygamberler aracılığıyla Yüce Allah’ın buyruklarını bildiren çeşitli sahifeler ve kitaplar gönderildiğini hatırlatan Çeker, asıl ilginç olanın ise, bu sahifeler ile Zebur, Tevrat ve İncil’in hep İsrailoğullarının en âlim kimseleri tarafından tahrif edilmesi olduğunu belirtti.

İSLÂM DİNİNİ NASIL BOZMAYA ÇALIŞIYORLAR?
Günümüzde de dini tahrif ve İslâm’ı bozma çabalarının yine âlim kılıklı bazı kimseler tarafından sünneti reddetme hareketiyle yürütüldüğüne dikkat çeken Prof. Dr. Orhan Çeker, bunların Kur’an âyetlerinin lafzını tahrif edemedikleri için manasını bozmaya çalışarak bu projeyi üç aşamada nasıl yürüttüklerini şöyle anlattı: “İlk önce geçmiş İslâm âlimlerine ve mezhep imamlarına düşmanlık ettiler, sonra Peygamber Efendimiz’in sünnetine düşmanlık ettiler ve üçüncü aşamada da lafzını değiştiremedikleri Kur’an’ın manasını bozmak için şeytanın bile aklına gelmeyecek “tarihsellik” ve “mahallîlik” anlayışını ortaya attılar. “Kur’an tarihseldir, geldiği çağa aittir, dolayısıyla hükmü bu zamanda geçmez” dediler. Yine “Kur’an mahallîdir, sadece indirildiği Mekke ve Medine’yi bağlar, diğer coğrafî bölgelerde hükmü geçmez” dediler. Yani bu tipler, önce geçmiş İslâm âlimlerini reddedip yerine kendi görüşlerini koydular; yine Peygamberimizin sünnetini reddedip yerine kendi görüş ve uygulamalarını koydular. Şimdi de Kur’an’ın manasını tarihsellik ve mahallîlik icatlarıyla ve keyiflerine göre tahrif ederek Allah’ın yerine kendi hevalarını tanrı edinip edinmediklerini sizin takdirlerinize bırakıyorum. En acı olanı da bugün bu fikirleri İlâhiyat Fakültelerinde savunan bazı akademisyenler olmasıdır.”

PEYGAMBERİMİZİN SÜNNETİ REDDEDİLİRSE NE OLUR?
Peygamberimizin sünnetini reddetme hareketinin etkili olduğu yerlerde üç temel problemin ortaya çıktığını dile getiren Çeker, bu sorunların; adamlığın, ümmet bilincinin ve dinin emir ve yasaklarının ortadan kalkması problemi olduğunu açıklayarak sözlerini şöyle tamamladı:

“Sünnet olmazsa insan adam olmaz. Çünkü Kur’an’da bildirildiğine göre Peygamberimiz, insanlık için en güzel örnek ve model şahsiyettir. Sünnet olmazsa İslâm dini diye bir din kalmaz. Çünkü Yüce Allah’ın Kur’ân-ı Kerîm aracılığıyla ve diğer vahiyleriyle bildirdiği İslâm dininin ibadetlerinin, hukukunun, ahlâkının nasıl yaşanacağını ve uygulanacağını Peygamberimiz öğretmiştir. Yine sünnet olmazsa ümmet olmaz. Çünkü her ırktan, her cinsten, her coğrafyadan her çeşit insanın aynı inancı paylaşmasının, aynı ibadeti yapmasının, aynı ahlâkı yaşamasının sebebi Peygamber Efendimizin hadisleri ve sünnetidir. Ümmet-i Muhammed de bu sünnet sayesinde birliğini ve dirliğini korumakta ve aynı inanç ve ülkü etrafında birleşebilmektedir.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here